Bugun...

Koray YAZICI
HAYAL BİLE EDİLEMEYECEK ‘MODEL’ ……..
Tarih: 09-07-2018 16:13:00 Güncelleme: 09-07-2018 16:13:00


2000’li yıllara bakıp Türkiye tarihinin en büyük değer aktarım mekanizmasının, hiç de hafife alınmaması gereken karmaşıklıkta yöntemlerle çalıştırıldığını, bu konuda en önemli yönlendiricinin büyük sermaye grupları olduğunu görmemek,bilmemek  mümkün mü? 

2001 krizi ve AKP’nin sürdürücüsü, uygulayıcısı olduğu Derviş programı üç önemli gelişmenin miladı oldu…

Büyük bir iç göç dalgası ve kentli emek gücünün çok hızlı genişlemesi.

Hem kentleşme oranındaki artış hem de 8 yıllık zorunlu eğitimin sonucunda eğitimli emek gücünün genişlemesi.

Avrupa Birliği süreciyle uluslararası sermayeye entegrasyonda Türkiye tarihinin en önemli sıçramalarından birinin gerçekleşmesi.

İlk iki başlık ;

Borçlanma olanaklarındaki genişlemeyle de birlikte Türkiye sermaye sınıfının konut, otomotiv, beyaz eşya, mobilya tüketiminin artış hızında bir altın çağ yaşaması anlamına geldi.

Türkiye gelişmişliğinde bir ülkede, anılan zaman diliminde sağlanması güç bir gelişim. Nüfus artış hızı yavaşlayan ve binde 16’dan binde 12’ye gerileyen bir ülkede buzdolabı satışlarının 1 milyondan 3,1 milyona, otomotiv satışlarının 91 binden 723 bine, konut satışlarının 300-400 bin civarından 1,4 milyona çıkması büyük iç göç dalgasıyla yakından ilişkili.

Dayanıklı tüketim ekonomisinin tüketici kredileriyle finanse edildiği, Türkiye sermayesinin hiç risk almadan, bulanık sulara girmeden para kazandığı bir dönem oldu.

Reel ücret düzeyini emekgücünün artan niteliğine rağmen tarihi diplerde tutup iç talebe dayalı bir büyüme modeli yaratmak hiç kuşkusuz uluslararası koşullarla yakından ilgili ama burada AKP iktidarının özel katkısı olduğunu da yadsımamak gerekiyor. 

2002 yılında Türkiye’de istihdam düzeyi 20 milyon civarındaydı ve sadece yüzde 55’i tarım dışı istihdamdı,

2017 yılında istihdam 28 milyona ulaştı, tarım dışı istihdam oranı da yüzde 80’e.

2002 yılında 11 milyon kişi kentlerde istihdam edilirken 2017 yılında bu sayı 22 milyonun üzerine çıktı.

2002 yılında istihdam edilenlerin yüzde 30’u yani 6 milyon kişi lise ve üstü eğitime sahipti, 2017 yılında bu sayı 12 milyona ulaştı.

 Tarımdışı istihdam 11 milyon artarken eğitim düzeyinde de önemli gelişme yaşandı. Rakamları özetlersek çok kısa zamanda çok büyük bir nüfus kentlere akarken istihdam yapısında önemli bir değişim yaşandı.

Bu büyük akış, sermaye sınıfı açısından iki şeyi birlikte başarmayı sağladı.

Bir yandan muazzam bir yedek işgücü ordusu yaratıldı, daha eğitimli emek gücü, emek verimliliğinin daha yüksek olduğu sektörlerde istihdam edilmesine rağmen reel ücretler baskılandı. Bu tablo, 2000’lerde Avrupa sermayesine otomotiv, beyaz eşya, makine sektörleriyle, yani daha kalifiye, teknik becerileri yüksek emek gücü sömürüsüyle entegrasyon açısından özel bir fırsat sundu.

Aynı zamanda bu büyük nüfus hareketi ve nitel değişim, reel ücretler baskılanmış olmasına rağmen bir iç talebin büyümenin önemli motorlarından biri olmasını sağladı. 

AKP iktidarının sermaye sınıfı için anlamı bu büyük dalganın “sorunsuz” bir büyük sömürü mekanizmasına dönüştürülmüş olmasıdır.

Tekrarı mümkün olmayan, “parlak öykü”nün arka planında çokça bu rakamlar var.

Sermaye Sınıfı şimdi daha ince işler yapmak zorunda..

. Uluslararası sermayeden yeni roller kapmak, daha incelikli sömürü mekanizmaları kurmak, buna uygun yeni siyasi aktörleri şekillendirmek…

İşleri çok kolay değil.

Sevgilerimle…



Bu yazı 872 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI