
Hiç bir şey söyleme, sadece sus ve dinle..
14 Agustos 2015 09:08:00
Taş, taş olduğunu bilmiyordu. Ağaçların, kuşların ve bir çocuğun söylemesi gerekiyordu ona. Taş, taş olduğu için hiç küsmedi hayata. Taş olduktan sonra değerli olmuşsun olmamışsın ne fark eder...
Artık taş olmanın zamanı gelmişti ve taşı gediğine koymanın. Taş gibi yaşayıp taş gibi ölecekti! Ve bir gün bile taş olduğundan utanmayacaktı. Biliyordu ki taş bile olsa kendisi de şu dünyanın bir parçası, olmazsa olmazıydı. Taş'tı adam...
Belki aklınıza sellerin bendinden taşması gibi gelir size şimdi bu taş'tı cümlesi... Belki bildiğimiz taş yerine koymazsınız Taş'tı deyince.
Taş, yazar mı, okur mu? Taş, seyirci kalır mı? Taş, Suçlu mu, suçsuz mu? Kanatmıştır da belki, istemeden bile olsa, dokunduğu yeri! Kimin elinde ki taştık biz! Kendi başımıza hiç hükmümümüz yok muydu? Mimar tutarsa elinden taşın o taş bir abide oluveriyordu. Ya kimse tutmasa kolundan nerede biterdi taşın yolu! Taşı, kim ne niyetle tutarsa taş o şekil oluyor.
Taş ellerde şekilleniyor ki o eller ya sevgi ile ya kin ile tutuyor değil mi taşı! Taş sevilmek istemedi. Taş ekmek- su istemedi. Taş, taştı işte. SADECE TAŞ KALMAK VE TAŞ OLMANIN vecibesini yerine getirmek istedi. Biliyordu ki değerli de olsa değersizde olsa taş, taştı işte!
Taş kadar bile olamadık! Taş kadar bile duramadık yerimizde. Ufak bir rüzgarın dalı korkutması gibi ve o daldaki kuşun uçup gitmesi kadar sahip çıkamadık ağacımıza! Dostluklar mum ışığı gibi... Sahip çıkamadık taşımıza.
Bir dost bulmak, sahici bir dosta sahip olmak bir ömür sürer de, onlarca dostu kaybetmek bazen 10 dakika sürer.
Veda yazılarını okuyunca bir taş gibi kaskatı kesilirim. Ya bir daha bulamazsam Onu! Ya bir daha bir dostum olmazsa kaybede kaybede, kalmazsa elimde!
Taş bile taşar yerinden zamanla! Biz taş bile olamadık mı burada! Taş kadar hatrımız yok muydu şu dünyada?
Değerli de olsak, değersiz de. Ben istemedim çekip gitmeyi. Sadece rüzgar çok güçlüydü... Ardımdan başka veda edenleri de görünce bu yazıyı yazmak kaçınılmaz oldu benim için...
Ey taş. Gözünden gözyaşı gelmiş, Yüreğinden kan... Yine de deme ben taşım diye! Taş bile olsan Yakarsın. Yanarsın... Ağlarsın. Bilme yine taş olduğunu! Ne değişecek bildiğin zaman!
Sadece sus ve dinle. Solan bir tek güller, çiçekler değil. Her ciğerime çektiğim havayla birlikte ömrümün hesabından bir hava daha düşüyor. Kaç yıl kaldı, kaç ay, kaç saat, kaç dakika. Haydi, bugünü en güzel şekilde yaşamaya bak. Hüznü kederi, derdi bir kenara bırak…
Bir gülücük ver. Hiç hesaba katmadan, o da senden olsun… Yüzü asık gördüklerin ‘’ şu insan ne hayat doluymuş ‘’ desin. Bir gülücük ver, ister simitçi olsun bu isterse herhangi bir esnaf, inan ki daha çok kazanacaklardır o gün.
Kavgayı, yaşam telaşını unut, karşında ki de unutsun… Yaşatmaya değer ne kadar şey varsa yaşat bugün… Yıllar sonra bir gün ektiğinin hâsılatını toplarsın… Hiçbir şey deme… Bir vakitten sonra ne desen boş değil mi?
Hiç bir şey söyleme, sadece sus ve dinle… Tabiatı, dalgaları kuşları, korna sesini… Dinle, nerde ne kadar bağıran çağıran varsa. Bunları yapmayan herkes yatağından ters mi kalkıyor ne?
Solan bir tek güller, çiçekler değil inan. Aynaya bak, kendine uzun uzun. Eminim ki sende ki değişenlere sen bile şaşırmışsındır…
Güzel gör, güzel düşün, güzel yaşa… Sıfırında değilsin hayatının ama her şeyi sil süpür kendini bir güzel sıfırla… Sıfırdan tekrar başla her şeye tekrar, tekrar, tekrar…
Bir gülücük ver, kim bir gülücük istiyorsa hesaba katma… Bu da senden olsun…
Haydi şimdi kapat gözlerini sus ve dinle. Dinle senden başka kim ne konuşuyorsa, nereden nasıl bir ses çıkıyorsa dinle, doğanın sesini de dinle ve sonra en sonunda kendini dinle. Yeni bir günle sen de kendini yenile...
At üzerinden şu ölü toprağını, karamsarlığı, umutsuzluğu at beyninden. Yaşamalısın haydi tut ellerinden. En baştan başlıyor gibi yeniden hayata başla, kaldığın yerden.
Şair- Yazar: İbrahim Arslan
https://www.facebook.com/pages/%C5%9Eair-Yazar-%C4%B0brahim-Arslan/918521494872769?fref=nf







